Ok Balığın,
Balık Cesedin,
Ceset Suyun İçinde de;
Ben Neredeyim Şimdi?
Su, benim
Uzay gemisini topraktan çıkaran o deli ok,
yüzen cesedin içindeki balık da
Kulak kabarttıkça bir şeylere, duyulmaz olurlar ya hep! Hani duymak istedikçe kaçarlar sanki! İşte öyleyim ben bu mevsim
Su akıyor, biliyorum! Akıyor mutlak bir yerlerde. Ama niye saklanıyor, niye el uzattıkça seraba dönüyor ki ansızın? Niye?
Niye? diye soruşum merakımdan değil elbet. Ayna tutuşumdan kendime. Su, benim çünkü! Akan da, akanın vardığı yer de benim! Hangi çağlayan kendi akışına kulak kesilir, hangi çam kendi kokusunu arar ki! O, odur işte! Zaman zaman duyamasam da kendimi, dokunamasam da en derinime; ben benim işte! O, benim
Kaybolduğu yok hiçbir şeyin! Her şey, duruyor yerli yerinde
Tek işim var benim, o da kazmak işte
Durmadan, dinlenmeden, yorulmak nedir bilmeden, biteviye kazmak! Sağımdan solumdan geçip alayla yüzüme bakanlara aldırmaksızın kazmak; Ne yaptığını sanıyorsun sen? Senin yaptığın da iş mi? deyip katıla katıla gülenleri duymaksızın kürek sallamak
Nereye varır ki bu kazının sonu? Çıkan bir şey olur mu acep? diye sormak da değil benim işim! Kazarken aşkla kazmayı, aşkla kazarken aşkı öğrenmek; aşkı öğrenirken aşk olmak benim işim! Zira Su, benim! diyeceksem eğer; başka yolu da yok bunun
Kazıyorum ben. Hasbelkader kazarken aşkla kazmayı, aşkla kazarken aşk olmayı öğreniyorum! Öğrenirken öğretmeyi de belki
Ansızın bir şey geliyor elime! Toplanıyor üstüme tüm alaylı bakışlar meraka dönerek. Acaba? diyorlar; Çıkardı mı bir şey?
Elimin dokunduğunu görür görmez de Yok canım! demeyi ihmal etmiyorlar elbet; Saçma sapan, işe yaramaz bir şey işte..! Saçmalamaya, yel değirmenleriyle dövüşmeye, anlamsız işlerin peşi sıra gidip vakit kaybetmeye devam ediyor o
Bedenimden önce bilincime çivi gibi saplanan her bir cümle yerimden etse de beni; kazı devam ediyor. Ve elime gelen her bir parçada yine önce merak, sonra alay; sürüp gidiyor
Ama ben suyum diyorum! Oyum ben, akıyorum! Gerçekten akıyorum! diye kendimi paralamak; anlamsız ispatlara soyunmak da değil benim işim, öğreniyorum. Su konuşur mu hiç? Sadece akar o. Sadece akar
Ve işte günlerden bir gün, elime gelen her bir parça ekleniyor birbirine! Alaylı bakışlara malzeme olan her bir parça, bambaşka bir devin uzuvları değil miymiş meğer..! O saçma sapan parçalar, toprak altındaki kocaman, dev bir uzay gemisinin çıkıntıları değil miymiş aslında..!
Uzay gemisi gök yerine, ne arar ki toprakta..? diyen dostum! Göğe yükselmeye kalkmadan önce, ayaklarının altına bir bak derim. Zira Toprağı solumadan göğe çıkarım! diyenin, tez biter masalı
Ve çıkarırım koskoca uzay gemimi hemhal olduğum toprağımdan! Emekle, sabırla; asalet, adalet, ihtişam, ibadet, aşk ve muhabbetle
Gemi topraktan çıkar çıkmaz da, tüm alaylı bakışlar önce dev bir şaşkınlığa, sonra ise alkışa döner ansızın!
Tüm fırtına bitmiştir artık
Biliyorduk yapacağını! derler, Harikasın! derler ve eklerler; Hep arkandaydık zaten!
Asıl ben biliyordum yapacağımı! Tüm alayınızı, kahkahanızı zaferimde boğacağımı! Hep biliyordum! demek de değildir ki benim işim!
Benim işim; önce hayrete, sonra desteğe dönen irini terimde, aşk ve merhametimde eritmek; bir yanı her daim kahır olan muhabbeti sabır ile kıvama eriştirmektir elbet!
Sabırla kürek sallarken o alaylı bakışlarıyla tüm hakikati baltalamaya gayret edenler, topraktan çıkardığım uzay gemime binip giderken onlara gerçek bir huzurla el sallayabilmek; bununla mümkün zira!
Öyle olmasa; ilim dedikleri ilim olur muydu hiç?
İçimdeki oktur beni can hıraç koşturup, durmaksızın oradan oraya savuran! Nereye koşuyor? Olsa olsa bir deli bu! diyenlere nasıl durur da gösteririm ki ben onu? Nasıl? O koşan ben miyim sanki? Durmaksızın kazan, püskürürcesine akan ben miyim sanırsın?
Koşan oktur, ben değil! Ben dediğin nedir, kimdir ki zaten
Koşun koşun..!
Bir ceset var denizde!
Ölü bir vücut, cansız bir beden!
Ama nasıl da yüzüyor denizde? Nasıl gidiyor bu beden sanki canlıymış, hayattaymışçasına! Nasıl yol alıyor ki suyun içinde?
Yoksa içindeki balık mı onu böyle yüzdüren? Onu böyle hedef üzere götüren, bu akıl almaz hakikat mi yoksa?
Evet! O elbet! Hem hakikatin akıl alır olduğunu kim söylüyor ki sana? Akıl dediğin nedir? Hakikat akıl alır değil, akıl aşar olmasa; hakikat olur muydu hiç?
İşte ölü bedeni yüzdüren o gizli balığım ben!
Ok benim içimde, ben suda yüzen cesedin. Cesetse suyun içinde elbet
Hem Su, benim! demedim mi sana ben! Her şey miyim, hiç kimse mi? Karışmasın kafan; bırak aklını, koy masaya ya da at denize kendine gelsin
Koşan değil koşturan ok,
o oku yutan balık olmasam;
nasıl kazarım ki sabırla, sükunetle, aşk ve muhabbetle?
Kazan o ok değil de ben olsam;
nasıl çıkarırım ki o uzay gemisini maharetle, zaferle?
Nasıl el sallarım ona binip gidenlerin ardından
huzurla, selamla, ferahlık ve esenlikle?
Hem,
nasıl duyarım ki suyun akışını;
su ben isem eğer
?
25 Mart 2006 - Ankara / TÜRKİYE
|