ÇIĞLIK

• 8/7/2006 - Post-Modernizm, Pragmatizm...

 

 

Post-Modernizm,

 

Pragmatizm

 

ve BİZ...

 

 

Başlığa bakıp da “Oooo! Şimdi bu neidüğü belirsiz kavramlarla mı uğraşacağız!” demeyin… Zira son derece tanıdık, sinir bozucu ve bizden olduklarına siz de onay vereceksiniz… Biraz sabır!

 

Karşıtların şaşkınlık ve yadırgama duygusu veren birliği; aslında “post-modernizm”in metodik gerçeklerinden biridir… Yani “post-modernizm” denilen akım, “karşıtların birliği”ni yöntemleştirir. Ancak bu yöntemleştirmeyi öylesine zıvanadan çıkarır ki; ortada ne etik kalır, ne de estetik…

 

Türkçesi şu!

 

Dam üstünde saksağan vaziyeti, sürekli eleştirilen bir durum olmasına rağmen iyi reyting getirir! O halde “dam üstünde saksağan anlayışı”nı bir “kitleye ulaşım aracı”, yani “popüler bir silah” olarak kullanmak son derece “akıllıca” (!) bir iştir!

 

“Misyon”, “sorumluluk”, “etik”, “estetik”, “toplumsal değerler” mi?

 

Onlar da ne?

 

Çıkaramadım!

 

“Pragmatizm”den daha yüce bir değer tanımam ben!

 

Evet, yukarıdaki janjanlı cümlenin Türkçe meali tamı tamına bu! Yani o cilalanıp parlatılıp vitrin malzemesi olarak kullanılan entelektüel materyallere biraz daha yakından bakıldığı vakit ne çürük, ne bayağı, ne şeytanca şeyler olduğunu açıkça görmek mümkün.

 

Pragmatizm mi?

 

Türkçesi, “Paraya giden her yol mubahtır!” …

 

Ama entellektüel yorumunu sorarsanız; aslında hadisenin “faydacılık” olarak tabir edilen “çıkar”la, “menfaat”le uzaktan yakından alakası yok! Olay “işlevsellik”, “fonksiyonalite” olayı! İkna olursanız tabi…

 

Aslında teorik anlamda baktığınızda düşün dünyanıza hoş gelmiyor da değil! Sonuçta “verim almak”, “işe yararlık” son derece önemli! Ama “Sonuç alacağım!” derken bir başkasının tepesine basmıyorsanız tabi! “Post-modernizm ve pragmatizm türünden kavramları parlatacağım, bu kavramlara literatürde bir yer açacağım!” diye “etik” denilen varlık alanının tepesine binmiyorsanız mesela! Ya da “iş yaparken çiş yapmak” misali, “Sonuç alacağım!” diye “estetik” denilen hakikati tepetaklak etmiyorsanız!

 

“Şu renk cekete bu renk çorap hayatta olmaz! Bu şekilde tövbeler tövbesi sokağa çıkılmaz!” denilen eski günlerin yerini gözlerimize inanamadığımız kılık kıyafet şekillerinin aldığı günümüzde o denli örnek var ki; hangisinden başlamalı..!

 

Eskiden o kılıkta biri sokakta gezse deli derdik, şimdi ne “zevk” ne de “sakınma” duygusu hak getire maşallah!

 

Ayrıca bu hususta iki kelam edildi mi herkes “özgürlük” ya da “demokrasi” savunucusu kesiliverir, siz de anlamazsınız nerede yaşadığınızı!

 

Bu makasın içine alınmaya, kafası karıştırılıp şekli bozulmaya çalışılan insanlarımıza açıkça iki üç samimi cümle etmek istiyorum!

 

“Özgürlük”, kulağa beş tane küpe takıp, beli göbeği açıkta bırakan kılıklarla insan içine çıkabilmek değildir! Ya da aklına eseni aklına estiği şekilde söylemek falan…

 

Hemen şunu da belirteyim ki, ben üniversitedeyken bir kolumda yaklaşık on beş yirmi gümüş künye ile gezerdim! Yani o kendini ifade etme, içinde nereye oturtacağını bilemediğin enerjiyi bir şekilde açığa çıkarma dürtüsünü iyi bilirim. Şimdi ise o hallerime tebessüm edip geçiyorum elbet.

 

İlk iş görüşmeme spor kıyafetlerle gidip, birçok kişi tarafından uyarıldığımda ise; “Ben kafa işi yapacağım! Yazacağım, çizeceğim, araştıracağım, düşünce gücümle üreteceğim! Yeteneğime mi, kıyafeti mi bakılacak! Eğer ona takılacaklarsa zaten benim aradığım yer değildir!” deyip kendimce sisteme kafa tutan da benim. Ve şimdi yerine göre takımları çekip, yerine göre rutinin altına düşmemek gerektiğini düşünen de yine ben.

 

“Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!” demeyin hemen!

 

Hiçbir zaman yaptığım aşırılıkları bir “özgürlük” ve “demokratik hak” olarak görmedim çünkü! En uç halim kolumdaki künyelerdi ve onlar da içimdeki açmazı, kendi tutsaklığımı sembolize ediyordu bana göre. Sonra içimdeki düğümler çözüldü ve kolum da birden hafifledi... Şimdi ise üniversite yıllığında kalan tatlı birer hatıra hepsi. Kıyafet meselesi türünden kafa tutmalarım ise toyluğumdan elbet…

 

Uzun lafın kısası; “özgürlük” ve “demokrasi” gibi cilalı kavramları ne olursunuz birilerinin servis ettiği şekilde alıp, pompalanan “hamburger kültürü”ne alet olmayalım!

 

Kendi açmazlarımızı yalnız kendimiz çözebileceğimizi ve bunun da “sorgulamak”tan, “gerçek üretim”den geçtiğini “Biliyoruz, biliyoruz!” deyip kulak arkası etmeyelim, biraz kıpırdanalım! Birey olarak da, kitle olarak da…

 

Birilerinin “reel sektör” sonrasında bankacılığımıza ve medyaya da gözünü dikip şakır şakır banka ve tv kuruluşu satın aldığı bir dönemde uyanmayacaksak ne zaman uyanacağız biz!

 

Ne zaman?

 

 

12 Mayıs 2006 - Ankara / TÜRKİYE

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
:: Arkadaşa gönder!

Hakkımda

Ayten ÇALIŞ / Buğra YAĞMUR

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
Anafilya Dergi
Üç Nokta / E-Gazete
Üç Nokta / E-Dergi
Anafilya Öbeği
Happy Kids
Türk Lider
Onarımcılar 1
Onarımcılar 2
Milliyet Blog
Üç Nokta Anlam Platformu

Kategoriler

    Arkadaşlar

    Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa