ÇIĞLIK

• 1/16/2007 - Nihilizm

 

          

            Nihilizm, Bir Kolaycılık Ya da İçi Boş Bir Anarşizm midir;

 

           Yoksa Gerçek Arayışın Zorunlu Uğrak Yeri midir?

 

 

“Zemine yeni ve sağlam bir inşada bulunmak istiyorsan önce sathı tüm pürüzlerden ve daha önce önüne koyulmuş tüm artık maddelerden temizleyecek, sıfırlayacaksın!” der mantık. Hatta inşaat sektörü de! Bu, yeni ve “sağlam” bir yapının fizik kuralıdır.

 

Ne var ki söz konusu “değerler alanı” olunca, buradaki temizlik çok daha farklılaşır. Zira buradaki “temizlik”, nihilist olduğunun farkına dahi varmaksızın nihilizm tarafından kuşatılana hiç de sakin gelmez!

 

 

Hiç de sakin gelmeyen bu karanlık kuşatmanın,

 

bu kaotik ablukanın muhtevası  ve anlamı nedir acep?

 

İşte özü itibarıyla bir “tanımlanamayan” olan nihilizmin birkaç tanımı..!

 

 

·        Nihilizm, dehşetin yurdudur!

 

 

·        Nihilizm, hummalı bir temizlik harekatıdır!

 

 

·        Nihilizm, tırnakları ile kazanın bileklerinden aşağı süzülen kandır!

 

 

·        Nihilizm, salih ve gerçek olana dokunabilmek adına

 

tüm otoriteye başkaldırının serüvenidir!

 

 

·        Nihilizm, hesapçı ve sağlamcı zihniyeti hakikatin derin sularına gömecek olan

 

en kral meydan okumadır!

 

 

·        Nihilizm, tanrılığa soyunmuş tüm sahte iyilerle kıran kırana bir restleşmedir!

 

 

·        Nihilizm, “korku”nun kendisini korkutacak kadar korkusuzlaşabilmektir!

 

 

·        Nihilizm, içi boş bir anarşizm ya da kolaycılık olamayacak kadar

 

zor ve tehlikeli bir hesaplaşmadır!

 

 

·        Nihilizm, kendi için yas tutanlara gülerken,

 

kendine en hoyrat olanın zorunlu yol haritasıdır!

 

 

·        Nihilizm, tepetaklak olan değerlerden duyulan derin ıstırabın

 

tinsel genleşmesidir!

 

 

·        Nihilizm, en evrensel ve şiddetli doğum sancısıdır!

 

 

·        Nihilizm, “canlı bir cenaze” ile “cevher” arasında gidip gelenin yaşadığı

 

en tehlikeli ve önemli med-cezirdir!

 

 

·        Nihilizm, tüm kelepçe ve tasmaların en etkili panzehiridir!

 

 

·        Nihilizm, harikalar diyarına açılan büyük bir kara deliktir!

 

 

Evet, bu karanlık kuşatmanın, bu kaotik ablukanın ete kemiğe bürünmüş hali budur işte! Nihilizm tanımlanamaz, zira o yaşantısaldır. Ancak yine de ısrar edilirse, ortaya bunlar gibi “Nasıl yani?” dedirten tümceler çıkar işte!

 

 

 

 

 

 

Hazır Yeme!

 

 Zehirlenirsin!

 

 

 

 

 

Nihilizm denen hatırı sayılır girdap; hazır yemenin “sağlıklı beslenme” değil, “zehirlenme” olduğunu bilen (daha doğrusu bu gerçeği süreç içinde öğrenen) ve bunun hakkını veren her düşün insanının zorunlu uğrak yeri olmuş ve olacak olan çağlar/dönemler ötesi bir anafordur!

 

Bu nedenle nihilizm ontolojik bağlamda Gorgias’ın “Hiçbir şey yoktur! Olsaydı da bilemezdik! Bilseydik de başkalarına bildiremezdik!” şeklindeki tarihi sözleriyle temellendirdiği inkarcılığına dayandırılsa da, ya da “Nihilizm, 19. Yüzyıl Çarlık Rusya’sında, özellikle de Turgenyev’in Babalar ve Oğullar isimli yapıtındaki Bazarov karakteri ile tavan yapmıştır!” denilse de; o, çağlar ve dönemler ötesi olan zorunlu bir uğrak yeridir!

 

Zorunludur, çünkü gerçeği, hakikati “gerçekten” arayan her düşün insanı, her yolcu, o çatırdamayı iliklerinde hissetmiştir; ve şüphesiz bundan sonra da bu yolun yolcuları aynı dehşeti yalayıp geçeceklerdir.

 

 

 

 

Dolayısıyla

 

 

·        “Şu anlamsız dünyada yapılacak en anlamlı iş çekip gitmektir!”

 

diyen Albert Camus da,

 

 

·        “Varlık, hiçten gelir!” diyen Heıdegger de,

 

 

·        korku ve titremeye olmazsa olmaz muamelesi yapan Kierkegaard da,

 

 

·        “Felsefe yolda olmaktır!” deyip, dizgesindeki “obje-suje yarılması” dediği şeyle

 

aslında tasavvufun ta kendisini işaret eden Jaspers de,

 

 

·        varoluşsal bir bulantıyı iliklerinde hisseden ve bir ateist olan Sartre da,

 

 

·        kahramanını bir böceğe dönüştürecek kadar yabancılaşan Kafka da,

 

 

·        “acı”yı dizgesinin zirvesine oturtacak kadar çalkalanan Schopenhauer da,

 

 

·        “gerçek insan”a giden yolu deveden aslana, aslandan çocuğa kurduğu

 

estetik ve sonuna kadar yaşantısal köprülerle veren Nietzsche de

 

 

aynı yangın yerinden geçmişlerdir!

 

 

 

            Dolayısıyla nihilizm;

 

sancılı insanın zaruri yol arkadaşıdır, vazgeçilmezidir!

 

 

 

            Ne var ki “değerler alanı” ve “varoluşsal bulantılar”la hemhal olan tüm düşün insanlarının geçtiği bu zorunlu uğrak yeri; dizgesindeki açık noktalar ve çelişik görünen tüm donelere rağmen en sağlam ve sistematik halini Nietzsche’de bulmuştur. En azından ben öyle olduğunu düşünüyor ve bu fikrimi, nihilizmi Nietzsche’nin insan görüşünden yola çıkarak resmedecek olan bu sunuyla biraz olsun netleştirmek istiyorum.

 

           

 

 

 

 Nietzsche’nin Kilit Kavramları

 

 

 

 

Ve zihin dünyamızda Nietzsche’yi gerçekten oluşturabilmek için

 

önce onu parçalamalı!

 

 

Tıpkı onun yaptığı gibi!

 

 

            İşte Nietzsche’nin dizgesini parçaladığımız vakit

 

elimizde kalacak önemli parçalar;

 

           

           

Decadence/Dekadans (Çöküş)

 

 

            Sonsuz/Bengi Dönüş (Ebedi Devinim)

 

 

            Amor Fati (Kader Sevgisi/Devinime Duyulan Aşk, İnanç)

 

 

            Üstün İnsan (Gerçek İnsan)

 

 

Köle ve Efendi Ahlakı (Hazırcı, Yem Olan Ahlak – Gerçek Ahlak)

 

 

Aktif ve Pasif Nihilizm (İyileşme ve Çürüme)

 

 

 

Ve işte gerçek yolcunun uğradığı sancılı mutasyonun

 

en net,

 

en berrak resimleri;

 

 

 

DEVE..!

 

ASLAN..!

 

ÇOCUK..!

 

 

 

Dizgesinin nirengi noktasının, sıklet merkezinin nihilizm olduğunu söyleyebileceğimiz Nietzsche’nin en yetkin kavramı, şüphesiz ki “üstün insan”dır. Ne var ki kulaklarda ve daha ötesi zihinlerde alerji yaratabilecek kadar iddialı ve seçkinci bir kavram olan “üstün insan”, aslında en büyük işçiye tekabül eder!

 

O, emeği sömüren, hazırcı, kolaycı, sahte bir efendi değil, en cefakar emekçidir zira! Yani Nietzsche’nin “üstün insan” kavramının alerji yaratan boyutu büyük bir yanılgıdır. Bu yanılgının en büyük nedeni bilgisizliktir belki ama Nietzsche’yi Nietzsche olmaktan çıkaran Hitler ve Nazizm de bu alerji ya da yanlış algının en etkin nedenlerinden biridir şüphesiz.

 

Zira Marx’ın “Marxizm buysa ben Marxist değilim!” dediği ya da aynı şeyi yaşasaydı Atatürk’ün Atatürkçülük için söyleyebileceğini ifade edebileceğimiz hal, Nietzsche’nin de başına gelmiş ve Nietzsche’nin “üstün insan” dediği kompleks yapı, Nazizm’in “Üstün Alman Irkı” konseptinin ortasına konduruluvermiştir.

 

Kuşkusuz bu, Nietzsche’ye yapılmış en büyük haksızlık olarak tarihteki yerini almış ancak Nietzsche türlü yanlış anlaşılma ve haksızlıklara rağmen yine de zirvede oluşundan bir şey kaybetmemiştir. Yani ne Hitler, ne de Nazizm, tüm kara çalmalarına rağmen Nietzsche’nin Azrail’i olamamışlardır!

 

Nietzsche’nin “üstün insan” kavramı, en yetkin tezahürünü şüphesiz ki “Böyle Buyurdu Zerdüşt” adlı yapıtta bulur. Deccal, İyinin ve Kötünün Ötesinde, Ahlakın Soy Kütüğü, Tan Kızıllığı gibi temel eserlerin ötesinde tam bir olgunluk dönemi yapıtı olan Böyle Buyurdu Zerdüşt, Nietzsche’nin dizgesindeki en tepe noktadır belki de!

 

Zerdüşt, sancıların en büyüğünü çekmiş, tünellerin en karanlık ve derininden geçmiş gerçek bir bilge, bir yaşam ustasıdır! O deve gibi bir yük hayvanını aslana, aslan gibi tehditkar ve kaotik bir enerjiyi de çocuğa dönüştürmüş olan ehil bir kişidir!

 

İşte o, hiç de hazırcı olmayan, tehlikeli ve gerçek olana uzanarak nihilizm denilen kara delikten harikalar diyarına açılmış bir “üst-insan”dır!

 

 

 

Ve Nietzsche ile

 

 

“deve”den “aslan”a,

 

 

“aslan”dan “çocuk”a uzanan

 

 

                                                  zorlu yolculuk başlıyor… 

 

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

• 2007-11-16 13:38:25 - Ne yi arayan adam

Yazan: isimsiz
Kainatta tek doğru yok galiba. Kolaycı küçük beyinler çözümü bulmuşlar. Kolaycı olmak isteyenlerde 1000 yıllardan beri arıyorlar, yargılar koyuyorlar, "var" diyorlar, "yok" diyorlar. Evet varoluş bir muamma. Tabii ki insan beyni ve insan boyut algılama sınırları için. Havada dolaşan elektromagnetik dalgaları da göremiyoruz .yastığımızdaki akarları da. Daha neyin iddiasındayız? Bilinmeyenler daima spekülasyona açıktır, dolayısıyla da dedikoduya. Ne demek isstiyorum yani: felsefenin bir dedikodu bilimi olduğunu mu?
Sonuç: Yalaaaaaaaaaaaağağağağan şarkısı
Bağlantı

• 2007-02-05 01:39:19 - Siz...

Yazan: www.blogcu.com/SonsuzlugunMuzigi
Size rastladığıma sevindim...

Türkçe sayfalarda Nietzsche hakkında elle tutulur, en azından kendi iç dünyasının tutarlılığıyla eline kalemi alan pek yok çünkü!

Genellikle yazın alanında olan - ki felsefe bağlamında - kelime haznesi, sözcükleri sıraya sokulan askerler gibi boy gösterisine soldan sağa hizalamak dışında bir şey yapılmıyor.

Kısacası "zihnin" varlığına söz sayesinde "inanılıyor" hala; bir fikir sahibi olmayı düşünmek sanıyorlar hala; "Önce söz vardı" hizmetinde bir takım lafazanlar bunlar genellikle.

Size geri döneyim en iyisi.) İşte bu: Sizi okurken gülümsemek. Bunu yaşattığınız için yaşatmak istedim sizi, fakat alan kıt, sonsuz bol...
(bir önerim olsa? Dioniysos Dthramben - (İthaki) Ve "o" kavramlara bir de oradan bakmak...)

Bağlantı

• 2007-01-16 22:31:44 - oğuzkan bölükbaşı

Yazan: isimsiz
harikasın, bana yeni pencereler açtın
Bağlantı

Hakkımda

Ayten ÇALIŞ / Buğra YAĞMUR

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
Anafilya Dergi
Üç Nokta / E-Gazete
Üç Nokta / E-Dergi
Anafilya Öbeği
Happy Kids
Türk Lider
Onarımcılar 1
Onarımcılar 2
Milliyet Blog
Üç Nokta Anlam Platformu

Kategoriler

    Arkadaşlar

    Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa