ÇIĞLIK

• 1/16/2007 - Nihilizm ve Nietzsche 1 (DEVE)

 

 

 

Heeyyyy!

 

Sen!

 

Sen Bir Devesin!

 

 

Farkında Değil misin!

 

Olmayacaksın Tabi!

 

Öyle Olsa, Nerde Kalır Develiğin!

 

 

 

 

Bunlar Nietzsche’nin söylemleri değil elbet. Benim cümlelerim. Ama Nietzsche bu cümleleri harfi harfine kurgulamamışsa da, bu kışkırtıcılığın tıpatıp aynısına tavan yaptırmış etkili bir provokatördür!

 

Yalnız bu provokasyon öyle bir provokasyondur ki; “manipülasyon” değil “farkındalık” odaklı ve son derece güçlü bir kışkırtmadır! Farkındalığın ve güçlü, yani gerçek ahlaka (efendi ahlakı) erişmiş üst-insanın teorik yüklemelerle vücuda gelemeyeceğini son derece iyi bilen Nietzsche, bu nedenle öyle sert, öyle taşkın ve kışkırtıcı bir söylem kullanmaktadır ki, ona yarım yamalak yaklaşan hemen hemen herkes, Nietzsche’nin, “Hayatın hiçbir anlamı yok kardeşim! Tanrı manrı da hikaye! Saçma sapan bir dünyanın ortasında insancılık oynuyoruz işte! Yok öyle bir şey!” diyerek bütün bir insanlığa küfür ettiğini sanır! Halbuki bu resmi veren Nietzsche ölümün değil, yaşamın filozofudur!

 

Onun meselesi “insanla” ya da “insanlık”la değil, “insancılık oynayarak yaşamın kıyısına vurmuş boş yumurtalar”ladır! Zira yaşamı kilitleyen asıl virüsler bunlardır ve bu kirli kanı temizleyecek en etkili panzehir, bu hatırı sayılır virüsleri yok edecek en etkili anti-virüs programı da, “zeminde ne var ne yoksa yerle bir edecek etkili bir temizlik harekatı”dır! Önce zeminde iğreti duran, içi boş ve çoğu sahte olan ne kadar yapı varsa yerle bir edilecek, tüm şablon ve çerçeveler bir bir parçalanacaktır!

 

Hıristiyanlık başta olmak üzere tüm teolojik çerçeveler, pozitivizm gibi herşeyi açıklama iddiasında olan bilimsel paradigmalar, tüm değer yargıları ve öğretiler!

 

Hepsi!

 

Ve tüm otoritelerin en güçlüsü, en dokunulmazı olan tanrı da!

 

….

 

Deve bir yük hayvanıdır ve Nietzsche’nin “deve” ile imlediği sürü insanının en büyük açmazı, en büyük yükü, sorgusuz sualsiz sırtına konulan türlü çerçeveler, türlü değer yargıları, türlü şablon ve hazır verilerdir!

 

“Deve ile imlenen sürü insanı”, sırtına ne konmuşsa sorgusuz sualsiz yüklenmiş, o yüklendikçe sırtındakilere yenileri eklenmiş ve hazır besinlerle yemlenirken aslında farkında olmaksızın zehirlenen bu insan modeli bir “deve” olup çıkmış, sürüleşmiştir.

 

Onun hayatı, “Yapmalısın!”larla, “Etmelisin!”lerle işgal edilmiş bir “gölge”den, “trajik bir yanılsama”dan ibarettir! Aslında o, olmayan biri, içi boş bir kişiliktir! Henüz kuvveden fiile geçememiş boş bir yumurtadır o! Ama potansiyeldir de!

 

O, bilincini ve tüm kimliğini efendilerine ciro etmiş bir köle, bir gölgeden ibarettir! “Tanrı vardır!” demişler inanmış, “Falanca doktrin ve bilimsel paradigma tüm evrenin açıklayıcısıdır!” demişler o paradigmayı benimsemiş, “Orta yolculuk en sağlıklı insan modelidir!” mesajını yaymışlar, o mesajı derhal satın alıp gereğini yapmıştır!

 

“Yat, kalk, sürün!” talimatları eşliğinde yer yer eğilmiş, yer yer sürünmüş, yer yer de ayağa kalkmış ve neyle mutlu neyle mutsuz olacağını da bu hazır reçetelerden edindiği verilerle öğrenmiştir!

 

İşte Nietzsche’nin “dekadans” dediği en büyük çöküşün, “Bu ahlak değil, ahlaksızlıktır!” vurgusunu yaptığı “köle ahlakı”nın ta kendisi budur!

 

Nietzsche’de “köle ahlakı”, karşısına dikilip “Ben senin efendinim!” diyen tüm sosyal, bilimsel ya da teolojik otoriteler karşısında ezilip büzülüp istenilen kaba sığışan sürü insanının ahlakına karşılık gelir. Ve işte bu ahlak, dekadans’ın yani çöküşün, en büyük çürüme ve yok oluşun ifadesidir. Hepsinden öte bu bir ahlak değil, ahlaksızlıktır! Bir kendini acındırmadır, bir korkaklık, kaypaklıktır. Hazırcılık, kolaycılık, ucuzluktur!

 

Ama kişinin bu ucuzluktan kurtulabilmesi için önce bunu istemesi, tüm bu olan bitene manidar bir alay ve küçümseme ile bakabilmesi gerekir! Kendinin de içinde bulunduğu bu içi cerahat dolu yapıya neşter vuracak kadar korkusuzlaşabilmesi şarttır!

 

Ancak bu zaruret kişiye bir rasyonalite ya da mantıksal bir zincir içinde değil, varoluşsal bir kasılma, bir bulantı, bir tiksinme, derin bir huysuzluk ve yıkıcılık halinde gelir! Yani eyleme geçmek için tüm otoriteyi ya da otoritecikleri yerle bir etme dürtüsü rasyonel ve akl-ı selim bir kurguyla değil, varoluşsal bir dehşetle gelir!

 

 

 

İşte Zerdüşt de bunun için

 

“uzun yolculuklara çıkanları,

 

tehlikesiz yaşamayı sevmeyenleri” sever…

 

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

Hakkımda

Ayten ÇALIŞ / Buğra YAĞMUR

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
Anafilya Dergi
Üç Nokta / E-Gazete
Üç Nokta / E-Dergi
Anafilya Öbeği
Happy Kids
Türk Lider
Onarımcılar 1
Onarımcılar 2
Milliyet Blog
Üç Nokta Anlam Platformu

Kategoriler

Arkadaşlar

Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Son Sayfa | Sonraki Sayfa