Boydan Büyük İşler
ve Liseli Genç Şair; Göksel
Varsa arkasında durulabilecek adam gibi bir tespit; damdan düşer gibi koyulmalı orta yere! Ya da yaşama ayna tutacak cinsten kilit bir sual. Zira hasıraltı (ya da bilinçaltı) edip ötelemekle gizlenmiyor hiçbir hakikat! Gizlenmiyor, saklanmıyor, erimiyor işte!
Ve işte üstü kapanmaması gereken cinsten bir tanesini atıyorum ortaya, soruyorum açıktan! Acaba boyundan büyük işlere kalkışmadan boy uzatabilen var mıdır? Sorum bu! Düşünenimiz oldu mu hiç bu suali?
Gençlik yıllarının son derece mühim (!) problemlerinden birini çözüme eriştirebilmek, yani biraz daha uzun bir boya sahip olabilmek adına basketbola davrananımız çok olmuştur da; bu soruyu açıktan masaya koyup üzerine kafa patlatanımız nice olmuştur, işte orası şüpheli!
Şimdi gülüp geçtiğim ancak ergenlik döneminde sağolsunlar etrafımdakilerin de gereksiz hatırlatmalarıyla yaşamımda abartısız temel problemlerden biri haline gelen boy problemini aşmak için hiç ilgim olmamasına rağmen kendimi basketbola verdiğim dönemlerde bu soruyu pek düşünmedim ben. Ama sonrası öyle olmadı…
Zira sonraları anladım ki ayakucumla başucum arasındaki mesafe değil beni hayata bağlayan! Asıl mesele benim dalabilme ve sıçrayabilme yetilerimin toplamından çıkan malzeme! Bacaklarımın ne kadar uzun olduğu değil, yere ne kadar sağlam basabildikleri önemli! Ya da ne kadar hızlı koşabildikleri. Velhasıl işte bu sual o aralar çıkmaya başladı ortaya, belli belirsiz...
Uzun, ince ve güzel olmak bir erdem miydi? Hayır! Peki ben neyin peşindeydim? Hazır verilenin mi, yoksa inşa edilecek anlamlı, zor ve erdemli olanın mı? Tercihim belli olduğuna göre demek ki içim bulana bulana basketbol oynamak yerine başka potalara, farklı yüksekliklere uzanmalı; yaşamın asıl kriptolarını çözmeliydim. Ve o yolu da seçtim zaten…
Şimdi sorunun aslına dönecek olursak; şurası çok açıktır ki uzanmadan, esnemeden, kıpırdamadan ve boyundan büyük işlere kalkışmadan boy uzatabilen kimse olmamıştır yaşamda! Olamaz da! Zira sizi bir noktaya taşıyacak olan yegane şey, içinizdeki itkidir!
Çok önemsediğim sembolik tasavvurlarımdan birinde, içinde gizli ve bir hedef üzere giden deli bir ok olan, o oktan aldığı aşk ve itkiyle hedefe adeta kilitlenerek canhıraç koşan bir insan figürü vardır. O benim işte! Nereden nereye… Meğersem aradığım pota basketbol potası değilmiş ve ben aslında çok da iyi basket atabiliyormuşum…
Onun için neyin size göre olup olmadığını ya da hangi edimin sizin boyunuzu aşıp aşmadığını birilerine bırakırsanız; hep güdük kalmaya, hatta ondan da öte bir gölge olmaya mahkum olursunuz diyorum. Kaldı ki “Neyin benim boyumu aşıp aşmadığını eğer denememişsem ben bile bilemem ki; size ne oluyor!” da diyebilmeli insan.
O nedenle sürekli “Amaaaan! Sen mi kurtaracaksın bu memleketi! Bence o işleri bırak, macera ve vakit kaybı!” nevinden ve zengin türevlerine bolca rastlayabildiğimiz bu rehavet, korkaklık, hazırcılık ve hem yaşama, hem toprağımıza, en başta da kendi kişiliğimize ihanet kokan cümlelerden duyduğum bıkkınlık beni bir hayli sıkıyor, bunaltıyor ama sadece o kadar! Değiştiremiyor yani! Buna yetmiyor o sıradan sermayesi…
Aslında sözü nereye getireceğim! Geçenlerde lise birinci sınıfta okuyan ve kendisini “Liseli Genç Şair” olarak tanıtan cesur bir okuyucumdan mail aldım. Yazılarımı takip ettiğini belirtip içten bir mail yazmış ve lise birinci sınıf talebesi olmasına rağmen bugüne kadar kendi imkanlarıyla iki tane şiir kitabı çıkarmış. Şimdi üçüncüsü yoldaymış ama şartlar malum, bu rüzgarı aşıp yine kendi gücüyle o üçüncü adımı da atmaya gayret ediyormuş.
Genç şairimizin adı Göksel Kurum ve yaşı da daha on altı! Yalova’nın Çınarcık İlçesi’nde Çınarcık Çok Programlı Lisesi’nde okuyormuş. Başta ailesi olmak üzere tüm hocalarını candan gönülden tebrik etmeli! Bu canavarın bir de http://www.gokselkurum.net.tc/ adresinden ulaşılabilecek web sitesi varmış. Hemen bir ziyaret ettim zevkle ve “Aferin Göksel!” dedim. “Sıçramadan boy uzatamaz, dalmaya cesaret etmeden yüzmeyi öğrenemez insan! Helal sana genç şair!”…
Şöyle bir göz gezdirdim siteye ve bir ufak ve sade şiir oturdu hemen yüreğime. Minicik, sadecik bir şey! Diyor ki Liseli Genç Şair Göksel;
“Yoksulların güldüğünü görmeden gidersem, üzülürüm.
Sevdiklerimin öldüğünü görmeden gidersem, sevinirim…”
Sitesine bir de kendisiyle ilgili ilginç bir gazete haberi koymuş bu canavar! http://www.kenthaber.com/Arsiv/Haberler/2005/Aralik/29/Haber_111787.aspx Tıklayın da görün, ne boyundan büyük işlere kalkışmış bizim genç şair!
Şiirleri, kalemi, yüreği, hep en tazesini en güzelini hedefleyen dimağı elbet daha zenginleşecek, serpilecek Göksel’in. Ama içindeki o itki, o aşk, o üretim gücü, daha iyisini başarma sevdası taşıyacak Göksel’i bir yerlere!
Belki şimdi Göksel’in bu dizelerinin,
“Yoksul bir çocuk görsem,
yağmur altında üşüyen;
köprü olmak geçer,
hiç değilse içimden…”
diyen özel şair Sunay Akın’ın usta kıvamına ulaşabilmesi için daha çok var ama; o itki gösteriyor Göksel’in nereye doğru koştuğunu, neden ve nasıl yol aldığını, nerelere dek açılabileceğini… Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten Çanakkale’ye, çok şeyimizi borçlu olduğumuz analarımızdan toprak sevgisinin her türlüsüne varıncaya dek dolmuş taşmış, yazmış genç şairimiz.
Devam et Göksel, nezaketini, inceliğini kaybetmeden de uzan uzanabildiğin yere! Üret üretebildiğin kadar! Ve hayata bıraktıkça yıllanışını, kaleminin gücü ile fotoğraf çekme yetini zekanla estetize etmeye verdikçe kendini; göreceksin ki gezip dolaşacak çok yerler var. Açılacak nice denizler…
Şimdi üçüncü şiir kitabını bastırabilmek için yol arıyorsun belki, ama açıldıkça sıradanlaşacak bu engeller, inan bana! Yol aldıkça daha hızlı koşmayı öğrenecek, öğrendikçe daha ötesini isteyecek ve gitgide büyüyecek, biteviye olgunlaşacaksın…
İyi ki de boyundan büyük işlere kalkışıyorsun Göksel!
Bravo sana!
Boyundan büyük işlere kalkışmadan uslu uslu köşesinde oturup, boyunun kaç santim olduğunu ömrü billah öğrenemeyenler senden ibret almalı, silkinmeli!
Seni sevdim çocuk!
Yolun açık olsun!
22 Temmuz 2006 - Ankara / TÜRKİYE
|
• 2007-01-12 00:35:34 - ...
görüş ve önerilerinizi love_uk2t@hotmail.com a bekliyorum..