Her alanda başkalaştık biz! Kültürde, sanatta, siyasette, gündelik hayatta
Her alanda bambaşka bir şey olmaya başladık. Neyiz, kimiz, nereye gidiyoruz hepsini kazıdık belleklerimizden sonuna kadar!
Sonuç; ucubeleşen bir toplumsal yapı, Büyük Ortadoğu Projesi gibi bir tuzak ile Avrupa Birliği macerası arasına sıkıştırılıp bırakılan bir siyasi gelecek, dudağına küpe takmayı bildiği halde dünyadan bihaber olan bir gençlik, kendine sırt dönen toplumu tokatlayıp silkeleyeceğine dillere sakız edilen demog-rasi tellallığı ile kitleleri daha derin uykulara sevk eden sanal bir aydın kadrosu, kısa yoldan köşe dönmecilik üzerine kurulu kişisel ve toplumsal ütopyalar
Daha ötesi mi?
Orası uçurum işte!
İnternette dolaşan slayt gösterilerinden birinde içini dökmüş hazırlayan; Eskiden yolda izde eli kolu dolu bir yaşlı teyze gördük mü sarılırdık ellerine. Para verirlerdi sonra, almazdık! Kafamızı okşayıp bir teşekkür etmeleri yeterdi bize
Şimdi mi? Şimdi eve iki üç poşeti zor götüren yaşlı teyzeler, sıkı sıkı yapışıyorlar ellerindekine! Yardım yok, nezaket yok çünkü artık. Hırsızlık var, saygısızlık var, kapkaç var. Var da var
Yaş 28! Yolu yarılamış bile değiliz aslında. Hatta kimine göre çocuğuz! Ve hayatın ağırlaşma katsayısına bakınca epey başlarda bile sayılabiliriz aslında. Ama bu satırlar bu yaşta okununca bile boğaza düğüm olup kalıyormuş, öğrendik
Gerçekten de öyleydi çünkü! Bakkal kuyruğunda uzun süre bekleyip, arkadaki bir yaşlı teyzeye ya da bir büyüğe sıramızı verdik mi dünyalar bizim olmaz mıydı? Falanca teyze için bir bakkala koşuverdiğimizde biraz daha adam olmuş, olgunlaşmış hissetmez miydik kendimizi? Ne oldu bize? Nasıl bu kadar başkalaşabildik, yabancılaşma denilen o müzmin hastalığa nasıl tutulduk böyle..!
Türk Sinemasının o Namusluymuş namussuz! repliği ile biten traji-komik filmine nasıl malzeme olabildik! Para kazan da, nasıl kazanırsan kazan!, Sen mi kurtaracaksın bu memleketi! terennümleri nasıl sıradan söylemler halini almaya başladı kulaklarımızda! Cümleye Bizim mahallenin kızı
diye başlayan delikanlılar nasıl böyle ansızın mutasyona uğrayıp tüm samimiyetlerini beyaz camlar arkasında bırakabildiler!
Ya sevdiği delikanlıyla yolda izde burun buruna gelince yüzü kızarıp eli ayağı dolaşan kızlarımız nasıl böyle etek boyuna, sürekli değiştirilen saç rengine odaklanıp tektipleşebildi ki!
Bu gençlik son durağa gelmeden uyanır mı acaba? Onlar etek boyuna bakarken boyumuzu aşan dalgalar bizleri içine alıp ters yüz etmeye başlamadan, fark ederler mi acaba bir şeyleri? Anlarla mı acaba göğe yükselmeden önce kendi toprağımızı işlememiz gerektiğini?
Velhasıl, bir şeyler oldu sanki bize!
Ama ne..?
6 Nisan 2006 - Ankara / TÜRKİYE
|